Koronavirüsün etkileri tabii gazetecileri de vurdu. Sahada haber peşinde koşarken, bu evlere kapandığımız günlerde sosyal medyada da haber peşindeyiz. Bugün yine sosyal medyada dolaşırken, bir paylaşıma denk geldim.

Paylaşımda ”Yeni yaşanmış gerçek bir olay..” diyerek bir alıntıya yer veriliyordu. Genelde böyle paylaşımları hikayeleştirerek insanları etkilemek isteyen bir kesim olabiliyor, bunu yapmalarında ki en büyük etkende genelde, takipçilerinden daha fazla etkileşim alabilmek. Bu bahsettiğim paylaşımda biraz uzundu, direk yine bu etkileşim için yapılan bir eylem diye düşünsem de okumaktan kendimi alamadım.

Zaten yazımın devamında ilgili paylaşıma sizler için de yer vereceğim. Ancak okuduğum bu yazıda beni bu haberi yapmaya iten bir etken vardı. Şöyle ki; İlgili paylaşımda, bir karı-kocanın Umre için biriktirdikleri bir miktar parayı, yeni fark ettikleri ihtiyaç sahibi bir aileye yardım olarak vermelerinden bahsediyordu. İşte tam bu noktada kendimi bu haberi yapmaya mecbur hissettim. Çünkü Müslüman olduğunu beyan eden bir kesim, asıl yapması gereken iş olduğuna inandığım, yakınındaki ihtiyaç sahiplerini gözetmek yerine, her yıl Umre’ye gidiyor. Eğer bir sevap beklentin varsa her yıl Umre’ye gitmek yerine, garibanları gözet be ey Müslüman kardeşim. Bazıları hem umreye giderim, hem yardım ederim diyebilir, yine diyorum gitme! Allah sana ömrü hayatın boyunca bir defa Hac görevini üstüne farz kılmış, Umre zaten sünnet. Hadi diyelim bir Hac, bir de Umre yaptın, her sene tekrar tekrar gitmek nedir? Eğer amacın ‘ben tatil için sahillere gitmek yerine, Umre’ye giderim’ ise sorun yok. Ancak asıl amacın sevap kazanmaksa doğru olan, daha fazla garibanı gözetmendir diye düşünüyorum. Bu görüşler ve yazı tamamen beni bağlar, katılırsınız ya da katılmazsınız bilemem ama eve kapandığımız bu günlerde sizlerle böyle bir haber paylaşmak istedim. Şimdi yazımın başından beridir alıntılar yaptığım o sosyal medya paylaşımına yer veriyorum:

BİR KAÇ GÜN ÖNCE YAŞANAN GERÇEK BİR HİKAYE!
Koronavirüs salgınını ve Ramazan’ı Şerif’in aynı anda yaşadığımız şu günlerde yaşanmış gerçek bir olay.

İftara bir saat kadar vardı, kapı çaldı, ufak bir kız çocuğu bir su bardağı uzattı…
-Abla dedi, annem çorbaya koyacakmış bir bardak pirinç istedi.

Tamam dedim, ama merak ettim.
-Sen kimin kızısın bakayım diye soruverdim.
Üç ev aşağıda birileri taşınmıştı en alt kata, orayı tarif etti.
Pirinci verince de utandı sanki çekip hemen gitti.
Ertesi gün aynı saatte aynı kız çocuğu yine geldi, aynı bardak aynı şeyleri söyledi.
Para istese ya da koca bir tas ile gelse dilenci diyeceğim, beni kandırıyor diye düşüneceğim.
Ama bardak aynı, istenilen pirinç aynı.
Verdim ama bu sefer bende seninle geleceğim dedim.

Sokağa çıkmak da yasak, bir an önce kimse görmeden vardık. Müsade isteyip evine girdim, eskiden de bilirdim, çocukken de girmiştim bu eve.

Bir sofra vardı yerde, etrafında iki çocuk daha beklemekteydi, oturmuşlar sadece turşu koymuşlar. Dört de kaşık var, korku ile bana garip garip bakıyorlar.
Annesi çıktı mutfaktan geldi yanıma. Zaten 1+1 olan evde oturacak tek yerde sofra.
-Hoş geldin abla dedi, pirinç için teşekkür etti, çocuklar siz oturun dedim annelerinden dışarı kadar gelmesini istedim.

-Hayırdır abla bu ne haldir? İki gündür bana gelip senin kız pirinç alıyor, ama hep bir bardak, sonra koşarak gidiyor.

Dedi ki:
” Kardeşim; belki bilirsin geçen ay geldik biz bu eve, eşim vefat edince diğer evden çıkardılar. Bende elde avuçta olan ile ucuz diye burayı tuttum, ama bu hastalık gelince lokantadaki patronda hadi bakalım eve dedi, cebimde ki para da bitince kaldık işte ortada böylece.

İlk akşam ev sahibine, sonra yandakine, olmadı diğer taraftakine vardık. Bir bardak pirinç için yalvardık, yokmuş onlarda da, verirlerdi sanırım olsa. Sonra size yolladım kızımı, siz verince de içine katıp salçalı çorba yaptım. Bu akşam da sofra kurmadan çocuklar uyumazlar asla, bende pilav yaparım dedim. Aynı kapıya umutsuzca kızımı gönderdim.

Ne olur kızmayın pazartesi temizlik işi buldum, söz pazartesi akşam vallahi ödeyeceğim parasını’’ dedi

Eve vardım, buzdolabını açtım, kahvaltılıktan ete kadar ne varsa boşalttım. Bir baktım sokağa ekmek arabası da gelmiş, ondan da pide ve ekmek aldım. Ezana beş dakika kala evlerine varıp bıraktım, o çocukların poşetleri açtıkça, açtıkları her şeyi sofraya koyduklarına şahit oldukça daha fazla durmayayım deyip evime doğru yol aldım.

Eşim ile İftarı açtık, bizim evde hiçbir şey yok, eşim sordu tabi, ben de durumu anlattım.

“Hanım pazartesi ben gider yine alırım. Ama gece sahura bari var mı bir şey dedi. Makarna var, un var, sen iste börek bile yaparım sana sabaha kadar dedim. Gülüştük, mutluyduk çünkü ekmeğimizi bölüşmüştük.

Eşim sabah muhtardan bilgi alıp ev sahibine varmış.

Akşam üstü geldi dedi ki: Hani biz bu sene ilk defa umreye gidecektik, ama yasak geldi erteledik ya, gittik sayalım mı? umremizi Rabbime satalım mı? Anladım ne demek istediğini, sarıldım ellerine Allah senden razı olsun dedim.

İçeriden bir zarf getirdim, doldurduğum gibi gidip ablaya verdim, çokta durmadım. İçim yanıyor olsa da onun sevinç gözyaşları ile rahatladım. Kolay değil, bir daha zordu bize, o prayı biriktirmek..

Neyse, döndüm geldim eve; Eşim secdede, dua etmekte. Sen öğleni kılmıştın, bu ne namazı şimdi ben anlamadım diye sordum.

Dedi ki: az önce umre namazını kıldım, haydi sende kıl da Allah’a kabul etsin diye yalvaralım…

Ya rabbi, sen mazlumların, mağdurların, muhtaçların, garibanların, kimsesizlerin yardımcısısın. Onlara yardımını, nusretini, merhametini esirgeme. O garibanların karşılarına öyle ihlaslı yardımsever insanları çıkar. Onları asla yalnız bırakma Rabbim…

Bu yaşananları teşvik olması niyetiyle sizlerle paylaşıyoruz, umarız ki; sizler de paylaşarak insanları teşvik etmiş oluruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.